Genel Başkanımızın Milli Gazete ile yaptığı röportaj…

Genel Başkanımızın   Milli Gazete ile yaptığı röportaj…
10 Şubat 2012 tarihinde eklendi, 683 kez okundu.
Reklam

Genel Başkanımızın   Milli Gazete ile yaptığı röportaj..

– İşkolunun önemli sendikalarından olan Türk Metal Sendikası’nın yerli oto girişimine her türlü desteği vermeye hazır olduğunu belirten Kavlak, geçmişte bu alanda yapılan çalışmalara dikkat çekti. Türkiye’nin geçmişte kendi arabasını üretmek için gereken çalışmaları yaptığını anımsatan Kavlak, “Bu konuda rahmetli Erbakan’ın verdiği çabalar da hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Eğer o süreçte ortaya konan bu çabalar sürdürülebilseydi inanıyorum ki Türkiye bugün çok daha farklı noktada olurdu” dedi.

 Röportaj: Sadettin İnan
Çalışma hayatı son günlerde hareketli ve stresli bir süreç geçiriyor. Bir tarafta uzun yıllardır tartışılan 12 Eylül ürünü mevzuatın değişmesi yönündeki beklentiler, bir tarafta da iş kolu barajları açıklanacak mı açıklanmayacak mı kaygısı. İşçiden tutun sendika yöneticilerine kadar herkeste bir tedirginlik vardı. Neyse ki korkulan olmadı ama tedirginlik de bitmiş değil. İlgili yasa tasarısı Meclis’e gönderilerek en azından şimdilik tarafların biraz olsun nefes alması sağlanmış oldu. İşte bütün bu yaşananları Türk-İş’in Genel Sekreteri ve Türk Metal Sendikası’nın Genel Başkanı olan Pevrul Kavlak ile konuştuk. Aslında genel başkanlığını yaptığı sendikanın ‘baraj’ gibi bir kaygısı olmasa da Türk-İş’teki temsil makamından dolayı yaşananlar kendisini yakından ilgilendiriyor. Kavlak, görüşmemizde son günlerde yaşananları değerlendirirken, çalışma hayatının temel sorunlarını ve bu sorunlara karşı sendikaların neden çare üretemedikleri yönündeki sorularımızı yanıtladı. Kavlak, Türk-İş’e yönelik eleştirilere de detaylı cevaplar verdi.
* Meclis’e gönderilen Toplu İş İlişkileri Kanun tasarısında en önemli maddeyi ‘baraj’ konusu oluşturuyor. Türk-İş baraj konusunda diğer konfederasyonlardan farklı düşünüyor. Bunun nedeni nedir?

Doğru söylüyorsunuz. Baraj konusu, toplu iş ilişkilerinin en hassas konulardan bir tanesi… İşçilerimiz adına sözleşme bağıtlayacak sendikanın belirli bir temsil niteliği taşıması, tanınması gerekir. Burada sendikanın belirli bir sayıya ulaşması için baraj sistemi öngörülmüş. Ancak yüzde 10 oranı çok fazla. Türkiye’nin 12 Eylül bakiyesi bir düzenleme ile 30 yıl daha gitmesi de doğru değil. Buna rıza göstermemiz mümkün değil. Ancak işçilerin birliğini ve gücünü artıracak bir düzenleme sağlamaya çalışırken sözleşme özgürlüğünü ortadan kaldıran sonuçlara da yol açılmamalı. Tarafların baraj konusunda bir uzlaşı sağlayacağını düşünüyorum. Sayın Başbakanla yapılan görüşmede kaygılarımız ve taleplerimizi ilettik. Sayın Başbakan makul karşıladı ve gerekli düzenlemenin bu ay içinde yasalaşacağını ifade etti. Öyle sanıyorum ki baraj yüzde 3 olarak yasalaşacak.
* Sendikaya üye olurken ve ayrılırken noter şartı da kaldırılıyor. Ancak Türk-İş’in buna da itirazı var.

İtirazımız geçici bir süreliğine. En azından e-devlet sisteminin işleyişini görmemiz gerekiyor. Gerek sendikaya üye olmanın ve gerek sendika üyeliğinden istifanın mutlaka noter aracılığıyla yapılma mecburiyeti işveren baskısına yol açıyor ve sendikal örgütlenmeyi engelleyen bir faktör. Bunun savunmamız mümkün değil. Ancak e-devlet sisteminin işleyişini görmeden, sonuçlarını değerlendirmeden istifaların da bu kanalla yapılması bir kaosa yol açabilir bence. Çünkü bilişim konularında o kadar çok riskli durum var ki, bir sabah kalktığınızda hiç üyeniz kalmayabilir sistemde. İşveren baskısıyla ayrılmalar kolaylaşır. Bu açıdan, sistem yerleşene kadar sendika üyeliğinden istifalarda noter şartının kalmasında fayda olduğu düşüncesindeyim.

Sporcuları da örgütlü hale getireceğiz

* Bu olumsuz gidişten sendikal hareket nasıl kurtulur?
Sendikalar inadına örgütlenmelidir. Küresel güçlerin saldırılarına karşı dik durmanın tek yolu, tek çaresi budur. İçinde bulunduğumuz süreç, bizlerden koltuklarda oturmayı değil, örgütlü ve örgütsüz tüm emekçilerle güçlü bir dayanışma için harekete geçmemizi istiyor. Sendikalarımız çalışıyor. Biz de Türk-İş olarak boş durmuyoruz. Onların örgütlenmelerine lojistik destek sağlamaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz aylarda Koop-İş Sendikamız ilk kez bir yapı markette örgütlendi, Praktiker’de çalışan yaklaşık bin işçi sendikalı oldu. Aynı şekilde Tümtis Sendikamız uluslararası kargo devi UPS’de üç bine yakın işçiyi örgütledi. Örgütsüz alanlarda örgütlenme çalışmalarını hızlandırmak için genel kuruldan sonra hızla çalışmaya başladık. İlk iş olarak özel güvenlik elemanlarını örgütleyeceğiz. Ardından spor sektörü gelecek, çağrı merkezi çalışanları, özel eğitim kurumları, ev işçileriyle devam edecek.

Türk Metal olarak bu saydığım çalışmaların tümünü yerine getiriyoruz. Yalnızca ben genel başkan olduktan sonra 30 bine yakın metal işçisi Türk Metal ailesine katıldı.

* Türkiye’deki otomotiv üreticilerinin başında gelen ve dünya markası olan Toyota, Honda, Hyundai’de çalışan işçiler maalesef sendikalı değil. Türk Metal Sendikası, bu işyerlerine neden giremedi?

 Yabancı yatırımcılar ülkemize geldiklerinde çok farklı bir niteliğe bürünüyorlar. Yatırım yaptıkları diğer ülkelerde çalışanları sendikalıyken, Türkiye’deki işçilerinin sendikaya girmelerinden rahatsızlık duyuyorlar. Bunu açıkça engelliyorlar. Tabii bunda yalnızca yabancı yatırımcıyı suçlamak da doğru değil. Çünkü ülkemizi ucuz emek cennetine çevirmek isteyenler, sendikal hak ve özgürlükleri görmezden gelenler, bu yatırımcılara davet yaparken onlara bu tür kolaylıklar da sağlıyorlar. ‘Siz yeter ki gelin, sendika falan olmaz, olursa da işçiyi atarsınız’ diyorlar. Temel neden budur. Adamlar da zaten bu yüzden geliyor. Ancak şunu söyleyeyim; bu işyerlerinde er geç örgütleneceğiz. Bundan kaçış yok. Bu konuda uluslararası düzeyde temaslarımız sürüyor. Sonunda başaracağız. Rekabetin ucuz işgücü maliyeti üzerinden sağlanmasına müsaade etmeyeceğiz.

* Türkiye’nin kendi otomobilini kendi markası ile üretmesi konusunda son günlerde bir beklenti oluştu. İşkoluna hâkim bir sendikacı olarak bu konudaki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Biz elbette ki ülkemizin kendi arabasını üretmesini isteriz. Bizim teknik elemanlarımız da nitelikli işçilerimiz de bu iş için yeterlidir. Türkiye geçmişte de kendi arabasını üretmek için gereken çalışmaları yapmıştır. Devrim arabası Türk mühendisleri ve işçileri tarafından üretilmiş, ancak çeşitli bahanelerle bu çalışmalar rafa kalkmıştır. Bu konuda rahmetli Erbakan’ın verdiği çabalar da hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Eğer o süreçte ortaya konan bu çabalar sürdürülebilseydi inanıyorum ki Türkiye bugün çok daha farklı noktada olurdu.
Uluslararası araba pazarı büyük bir pazardır. Bu konuda kıran kırana bir rekabet yaşanmaktadır. Ancak biz bu rekabette, yerli üreticinin korunması için devletin desteğini olmazsa olmaz görüyoruz. Devletimiz, bu büyük çok uluslu şirketlere karşı yerli otomobil üreticilerine mutlaka destek vermelidir, yoksa şansımızın zayıf olacağını düşünüyorum. Biz Türk Metal Sendikası olarak böyle bir girişimin olması durumunda her türlü desteği veririz.

KIDEM TAZMİNATINI YEM ETTİRMEYECEĞİZ

Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, çalışma hayatında ciddi bir sorun olan yetki barajının yüzde 3 olarak yasalaşmasını beklediklerini belirtti. Hak-İş ve DİSK yüzde 3 barajını yüksek bulurken, hükümetin ilgili tasarıyı Türk-İş’in talepleri doğrultusunda göndermesi dikkat çekti. Kavlak, “Sayın Başbakanla yapılan görüşmede kaygılarımız ve taleplerimizi ilettik. Sayın Başbakan makul karşıladı ve gerekli düzenlemenin bu ay içinde yasalaşacağını ifade etti. Öyle sanıyorum ki baraj yüzde 3 olarak yasalaşacak” dedi.

* Çalışma hayatının en önemli gündem maddelerinden birisi de kıdem tazminatı. Kıdem Tazminatı Fonu kurulması yönünde talepler var ancak Türk-İş Fon’a karşı. Neden?

Çünkü çalışanların alın teri ‘Kıdem Tazminatı Fonu’ adıyla gasp edilmek isteniyor. Bu uygulama, işvereni bireysel yükümlükten kurtaracağı için, çalışanların işten çıkarılması da kolaylaşacak. Düzenleme yapılırken kıdem tazminatına esas gün sayısının 30’dan 15’e düşürülmesi yolundaki işveren eğilimi ve isteği de sözüm ona sağlanacak. Bu niyetin hayata geçmesi için yıllardır uygun fırsat sağlanmaya çalışılıyor.

* Ancak özel sektörde çalışanların yüzde 90’ı bu haktan zaten yararlanamıyor. En azından fon kurulduğunda özel sektörde çalışanların bu hakkı garanti altına alınmış olmaz mı?

 Doğru söylüyorsunuz. Ancak bu sorun fon kurarak değil örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılarak aşılabilir. Çalışanlarına kıdem tazminatını ödememek için; kayıt dışı istihdama yönelen ya da işçilere girdi-çıktı yaptıran, işçileri istifaya zorlayan, istifa dilekçesi alarak işe başlatan veyahut özellikle vasıfsız işçilerin kıdemi fazla artmadan işlerine son veren bir zihniyetle, fon oluşturarak mücadele etmek mümkün mü? Bu bir anlayış meselesi…
Sizin aracılığınızla uyarıyorum, kıdem tazminatı çalışanların ve sendikaların kırmızı çizgisidir. Bu çizgiyi yok saymak, yok etmeye çalışmak, Türkiye’yi büyük bir kaosa sürükler. Bu, ya hep ya hiç davasıdır. Biz Türk-İş ve bağlı sendikalar olarak bu saldırıya göz yumamayız, yummayacağız. Bu konuda işverenlere yenilmeyeceğiz. Çalışanları ve haklarını işverenlere yem etmeyeceğiz. Eğer yine de işverenler bu saldırıya devam ederlerse, o zaman onların anlayacağı dilden konuşacağız.

“Bizi değil Türk-İş’i küçülttüler”

* Biraz da Türk-İş’i konuşalım isterseniz. Türk-İş Genel Kurulu’nda mevcut yönetime karşı ‘Sendikal Güç birliği’ adı altında bazı sendikalar ortak hareket etmişti. Türk-İş yönetimine ciddi eleştirilerde bulunmuştu.

Evet, kimse kimsenin yaptıklarını beğenmek zorunda değil. Ama bence bu arkadaşlarımız doğru yapmadılar. Türkiye’yi karış karış gezerek Türk-İş yönetimi hakkında inanılmaz iddiaları ortaya attılar. Bizleri değil Türk-İş’i küçülttüler. Türk-İş yönetiminde olan bir arkadaşımız, Yönetim Kurulu toplantılarında ağzına almadığı sözleri, çarşaf çarşaf gazete sayfalarında söyledi. Bizim için, emek hareketi için tek bir güç birliği platformu vardır, o da Türk-İş’tir. Türk-İş’i platformlara bölmek, bölgesel birlikler önermek, Türk-İş’te yer kapmak için Türk-İş düşmanlarıyla işbirliği yapmak, Türk-İş’e yapılacak en büyük kötülüktür.

* En fazla da ‘yandaşlık’ eleştirisi yapılmıştı. Yandaşlık eleştirilerine nasıl bakıyorsunuz?


Türk-İş’in tarihini iyi bilenler de şahittir ki, Türk-İş bugüne kadar istisnasız bütün hükümetlerle kavga etmiştir. Türk demokrasi tarihinde Türk-İş’in yandaşı olduğu bir siyasi parti yoktur. Yeri geldiğinde Türk-İş’ten tokat yememiş bir hükümet de yoktur. Alanlarda, sokaklarda protesto edilmemiş tek bir siyasetçi de yoktur.
Türk-İş’in son genel kurulunda Genel Başkanımız Sayın Mustafa Kumlu tek tek saydı. Bırakın 2003-2007 dönemini, bu son dört yıllık dönemde bile Türk-İş üyesi işçiler hep sokaktaydı. Sosyal güvenlik haklarımız için yapılan eylemlerden Tekel mücadelesi nedeniyle yapılan eylemlere kadar hep alanlarda, sokaklarda olduk. Bunları unutanlar bol keseden atıyorlar.

Sendikalar resmen çöküşte

* Türkiye’de sendikal hareket ciddi bir örgütlenememe sorunu yaşıyor. Türkiye’nin en güçlü sendikasının başkanı olarak bu fotoğrafı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün dünyada sendikal hareketi dört duvar içine hapsetmek isteyen çevreler var. Bu çevrelerin tek amacı emekçilerin daha iyi bir ücret, daha iyi çalışma koşulları ve daha iyi bir yaşam için verdikleri mücadelenin öncülüğünü yapan sendikaları bitirmek. Bundan dolayı 1980’li yıllarda, 45 milyon nüfus içinde 2,5 milyon sendikalı işçi vardı. Bugün ise 73 milyon nüfusumuza rağmen, sendikalı sayısı 600-700 binler arasında gidip geliyor. Bunun adı düşüş değil, resmen çöküştür.

Reklam
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git